Neden Aşık Oluruz?

Neden Aşık Oluruz?

Romantik ilişkileri gündemimizde sıkça buluruz. İzlediğimiz filmlerde, okuduğumuz kitaplarda, dinlediğimiz şarkılarda, illa ki arkadaş buluşmalarında… İlişkilere dair bilinmeyenler sorgulanır ve bir cevap aranır buralarda sıklıkla. “Herkes için ‘bir kişi’ var mı? Ruh eşleri gerçek mi? Niye eski sevgilimi unutamıyorum? Neden hoşlandığım kişi bana karşılık vermedi? Ona aşık olmamın sebebi ne?” En temelinde ise belki de bilinmezliklerin veya zor deneyimlerin bıkkınlığıyla “neden aşık oluyoruz ki?”

Neden aşık oluruz? Bu sorunun cevabı uzun yıllardır pek çok kişi tarafından aranmış ve farklı farklı cevaplar verilmiş.

İngiliz psikanalist John Bowlby’nin görüşünü temel alırsak aşık olmamızın temel nedeni, insan doğasının yakın duygusal bağlar kurmaya yönelik biyolojik bir eğilime sahip olması diyebiliriz. Bebeklikte bize bakım veren asıl figürlerle kurduğumuz “bağlanma” ilişkisinin temelinde olan bu bağ kurma ihtiyacı ve eğilimi, yetişkin ilişkilerinde de benzer dinamiklerle devam eder.

Çocukluğumuzda bize bakım verenlerle kurduğumuz bağlanma ilişkilerine benzer biçimde, yetişkinlikte de romantik partnerlerimizle güvenli bir bağ kurma ihtiyacı hissederiz. Aşk, bir noktada bu güvenli limanı bulma arzusunun bir sonucudur. Çünkü Bowlby’e göre bağlanma sistemi, bireyin duygusal destek aradığı stresli ya da belirsiz durumlarda aktif hale gelir. Aşık olduğumuzda ise partnerimiz bizim için “güvenli üs” görevini alır ve kendimizi daha güvende, anlaşılmış ve desteklenmiş hissederiz.

Bağlanma sistemi bize evrimsel bir avantaj da sağlar. Aşk ve güçlü duygusal bağlar, hayatta kalmamızı kolaylaştırır, sosyal desteği arttırır ve uzun vadede nesillerin devamını sağlar. Amerikalı psikolog Harry Harlow’un yavru maymunlarla yaptığı deneyde doğumundan itibaren annelerinden ayrılmış yavru maymunların sadece yemek ihtiyaçlarını karşılamak için telden yapılmış figürlere gittiğini, karınları doyduğunda veya strese girdiklerinde ise havludan yapılmış “yumuşak anne” figürlerine sarıldığını görürüz. Bu deney, bizim de hayatta kalmak için yoğun duygusal bağlar kurabildiğimiz yakın ilişkilere sahip olmamız gerektiğini işaret eder.

Son olarak, bağlanma kuramına göre, bir bağlanma figürü kaybolduğunda yoğun bir üzüntü ve özlem hissederiz. Bu yüzden, aşk, sadece mutlu bir bağlanma hali değil, aynı zamanda ayrılık ve kayıpla başa çıkma sürecinde de güçlü bir duygusal dayanak olarak ortaya çıkabilir.

Sonuç olarak aşk; biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçların birleşimiyle ortaya çıkar ve temelinde güvenli bir bağlanma ilişkisi kurma arzusu yatar. Bowlby’nin perspektifinden bakıldığında, aşk sadece romantik bir his değil, insanın varoluşsal bir ihtiyacıdır.

 

“Bir yetişkinin baz alarak hareket ettiği temel dayanağı ya kendi kök ailesi ya da kendisi için oluşturduğu yeni bir dayanak noktasıdır. Böyle bir temel dayanağı olmayan kişi köksüz ve derin bir yalnızlık içindedir.”

                                                                                              John Bowlby

Son yazılar, eğitimler ve duyurulardan haberdar olun.

Haber Bültenimize Abone Olun